Ana Sayfa

Adalet Mülkün Temelidir.
Ana Menü
Ana Sayfa
Yönetim Kurulu
Tüzüğümüz
Web Linkleri
Haberler
Logomuzun anlamı
Makaleler
Ziyaretlerimiz
Yasa Tasarısı
SAYGIYLA ANIYORUZ
En Son Haberler
Arşiv
Adalet Bakanlığı'ndan Haberler
BASIN AÇIKLAMASI (17.03.2008)
Yazar TUYAM Webmaster   

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Abdurrahman Yalçınkaya Anayasa ve yasaların verdiği görev, yetki ve sorumluluk kapsamında takdir haklarını kullanmak suretiyle malum parti hakkında kapatma istemi ile Anayasa Mahkemesine dava açmıştır.

Bu talep ile ilgili son kararı verecek olan Anayasa Mahkemesi’dir.Hukuk duvarına çarpanların her defasında sarıldığı demokrasi havariliği ;Demokratik hukuk devletinde hukukun üstünlüğü ilkesinin gereği olarak tüm bireyler ve kurumların, yasalara uygun davranması gerçeğini göz ardı etmeyi gerektirmez.

Milletvekilliği dokunulmazlığına sığınanların İktidarda olmanın ,bir partiye yasalar karşısında dokunulmazlık vermediğini bilmesi gerekir.Sayın  Yargıtay Başsavcısının tüm uyarılarını hiçe sayan eylem ve söylemler sonucu laiklik karşıtlığının odağı haline gelen malum partinin gerek yetkilileri; gerekse kimi basın yayın organlarında görev yapanlar kapatma davasının açılmasına müteakip; eleştiri ve saygı sınırlarını yitirmiş ve adeta ibret  vesikası tehtid kar söylemlerde bulunmuşlardır.Saygı kurallarının dışına çıkmamak koşulu ile eleştiri hakkı kullanılabilir ancak; eleştirinin sınırları zorlanmamalıdır.

Sayın Yargıtay Başsavcısının görev,yetki ve sorumluluğun gereği açmış olduğu davayı halk iradesine vurulmuş bir darbe gibi gösterenler şunu bilmelidirler ki ;

Nazi anlayışı da geniş halk desteğiyle iktidara gelmiştir.Kaldı ki Hukuk görevini yaparken partilerin aldığı oy oranına göre değerlendirmesini yapmaz.Dolayısı ile bu anlayıştan bir an önce vazgeçip kendilerine isnat edilen iddialara hukuki çerçevede savunma anlayışı ile cevap verilmesi daha doğru olacaktır.  
Buradan herkesi, başlayan yargı sürecine saygı göstermeye davet ediyoruz. 
 
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.  17.03.2008 
 
 

Tüm Yargı Mensupları Derneği

Yönetim Kurulu

YARGIYA YÖNELİK SÖYLEMLER HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI
Yazar TUYAM Webmaster   
TuyamSayın Başbakan Yargı organlarına ve görevlilerine yönelik sarf edilmemesi gereken söylemlerde bulunmuştur.

Siyasi erk sahiplerinin anlayışı, uymak zorunda olduğu yargı kararlarını ortadan kaldırmak eylem ve söylemleriyle buna zemin hazırlamak, bu konudaki uyarıları hiçe saymak olmamalıdır.

Yargı organlarını, yasama ve yürütme organlarının isteklerine uygun hareket ederek bu doğrultuda karar veren organlar olarak gören bakış açısını anlamak mümkün değildir. Siyasi irade bu gerçekler ışığında, hukuk ve demokrasi dışı söylemleri için yargı organlarını hedef haline getirmekten, kavgacı tutum ve davranışlardan vazgeçmelidir.

Yargının kimsenin yerini bildirmesine ihtiyacı yoktur.Türk Yargısı Cumhuriyet ve kurumları arasındaki yerini gayet iyi bilmekte ve bunun gereği olan uyarılarını yapmakta bir an olsun tereddüt etmemektedir.Anayasanın değiştirilemeyecek hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerini değiştirmeye çalışmak, yada başka maddelerle sulandırmaya çalışmak siyasi iradenin hedefleri konusunda kamuoyunun kuşkuya kapılmasına yol açmıştır.

Unutulmamalıdır ki hukukun üstünlüğü esastır ve bir hukuk devletinde yüzde kaçla gelmiş olursa olsun iktidarların değiştiremeyeceği ,uyma zorunluluğunun bulunduğu kanunlar vardır.Buradan siyasi iradeye tavsiyemiz kamuoyunda gereksiz gerginlikler yaratmaması ve yargıyı tekrardan hedef haline getirmemesi olacaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Tüm Yargı Mensupları Derneği
Yönetim Kurulu


İzmir1.Caddesi.No:7/12
Kızılay/ANKARA
Tel:0(312)2302313
Fax0(312)2302313
Web:www.tuyam.org.tr
5510 SAYILI YASA TASARISI REFORM DEĞİL DEFORMDUR
Yazar TUYAM Webmaster   
Bilindiği gibi, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasının bazı maddeleri Anayasa Mahkemesinin 15.12.2006 tarihli kararı ile iptal edilmiş ve yürürlüğü durdurulmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin 31.12.2006 tarihli gerekçeli kararının ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan 5510 Sayılı Kanunda yapılması düşünülen değişikliklere ilişkin taslak metin 25.10.2007 tarihinde Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından basına ve kamuoyuna açıklanmış ve sosyal taraflara iletilmiştir.

5510 Sayılı Yasanın kimi maddelerinde Anayasa Mahkemesi’nin kararına istinaden değişiklik yapan mevcut taslak incelendiğinde görülmektedir ki, yapılan değişiklikler çalışanlar arasında eşitsizliği daha de derinleştirmekte, mevcut hakları budanmakta ve sağlık hizmetlerinden yararlanmayı zorlaştırmaktadır.
Getirilen düzenlemelere bakıldığında, değişikliğin amacının Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararına uymak olmadığı görülmektedir.
Anayasa Mahkemesinin özellikle kamu çalışanları yönünden verdiği iptal kararına rağmen, Taslak metin Eski memur-yeni memur ayrımı yaparak Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının sonuçlarını ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından bağımsız olarak taslak metinde sigortalılar aleyhine bir çok yeni düzenleme yapılmıştır.
- Emekli aylığı bağlama oranlarında “alt sınır” kaldırılmıştır. Bu durum emekli aylıklarının daha da düşmesi anlamına gelmektedir.
- Emzirme yardımı asgari ücretin 1/3’ü tutarında iken 1/10’a düşürülmüştür.
- Geçici iş göremezlik ödeneği günlük kazancın üçte ikisi iken, beşte üçe düşürülmüştür.
- Cenaze ödeneği asgari ücretin 3 katından 2 katına indirilmiştir.
- Sakatların emekli olabilmeleri için gerekli 15 yıllık çalışma şartı 18 yıla çıkarılmıştır.
- Ölüm aylığı bağlama şartı 900 günden 1800 güne çıkarılmıştır.
- Basım ve gazetecilik işyerinde çalışanlar, Basın Kanununa göre çalışanlar, basın kartı sahibi iken kamu kurumlarında mesleği ile ilgili istihdam edilenler, Röntgen işlerinde çalışan sağlıkçılar, Havayollarında uçucu personel, lokomotif makinistleri, infaz koruma memurları, Posta dağıtıcıları, TRT’de haber hizmetinde çalışanlar, Zirai Mücadele ve karantina teşkilatında çalışanlar, Devlet Tiyatrosu sanatkarları, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası çalışanlarının 360 günlük hizmetlerinin karşılığı 90 günlük fiili hizmet süresi zammı kaldırılmıştır.
- Fiili Hizmet Zammından yararlanabilmek için 3600 gün (10 yıl) fiilen çalışma şartı getirilmektedir. Emniyet, MİT ve TSK dışındakilere fiili Hizmet Süresi zammı 5 yılla sınırlandırılmıştır.
Çalışanlar açısından kazanılmış hakların ortadan kaldırılmasına yönelik bir çok düzenleme yapılan taslak metinde TBMM Başkanı ve Başbakana şartsız aylık bağlama imkanı getirilmiş, ayrıca, emekliliği hak etmeyen milletvekillerine ve hak sahiplerine özel bir düzenleme ile temsil tazminatı adı altında aylık bağlanması sağlanmıştır.
GENEL SAĞLIK SİGORTASI
Genel Sağlık Sigortası, sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanmayı bir hak olarak tanımlanıyor ise de sigortalının “prim” ve “katılım payı” adı altında bir bedel karşılığında sağlık hizmetlerinden yararlanılmasını öngördüğünden, mevcut yasada sağlık bir “hak olmak” tan çıkarılmaktadır.
GSS sağlığı, ancak karşılığı ödenince sunulan, “satın alınan bir hizmet”e dönüştürmektedir.
Genel Sağlık Sigortası; GSS finansmanın Asgari ücretin 1/3’ünün altında geliri olanlar dışında çalışanlardan alınacak primlerle karşılanmasını öngörüyor. Yani, herhangi bir nedenle yoksul (!) kategorisine girmeyen fakat prim de ödememiş olan yurttaşlar, sağlık hizmetlerinden yoksun kalabilecek.
Sağlık sigortası için yoksulluk sınırı bugünkü haliyle 139,60 olarak belirlenmiştir. Aylık geliri bu miktarın üzerinde olanlar her ay 73 ile 475 YTL arasında genel sağlık sigortası primi ödemek zorunda kalacaklardır.
Genel Sağlık Sigortası; Sağlık hizmetlerini devletin vatandaşa karşı asli görevi olarak değil, Sağlık hizmetinin para ile satın alındığı müşteri-satıcı ilişkisine dönüştürmektedir. .
Yasa taslağına göre sağlık hizmeti için ödenecek primlerde “günlük kazanç” göz önüne alınacaktır. Ülkemizde nüfusun büyük bir kesimi alt ve orta gelir düzeyindedir. Vatandaşlardan “sağlık hizmeti için bir karşılık ödemeleri” koşulu getirilirse, bu kesim sayıları nedeniyle, “oransal ve meblağ olarak” aslında hizmetin büyük bir bölümünün finansmanını karşılama durumunda olacaktır. Aslında primlerinin devletçe ödeneceği söylenen “yoksulların” yükü de, ülkede vergi ücretlilerden toplandığı ve “dolaylı vergiler”in oran ve yoğunluk olarak “gelir/kazanç vergileri”nden fazla olduğu için yine bu “sabit gelirli ve ücretli” kesimlere yüklenecektir.
Yasanın hizmet kapsamında olsa bile “hizmetten yararlanma” sırasında ödenecek bedel ve tedavi ve uygulamalardaki “katılım payı” ödemesini zorunlu kılmıştır. Hastalıkların tanı ve tedavisi sürecinde kullanacak “ilaç ve diğer tedavi bedelleri” ile ilgili ödenecek katılım payı da (yasaya göre en çok %20 oranında olacak) sağlığın finansmanı bakımından yoksullar açısından önemli bir yük yaratacaktır. Yeni düzenlemede katılım payı alınacak sağlık hizmetleri içine yatan hastaların tedavi bedelleri de ilave edilmiştir.
Sigorta kapsamı içindeki vatandaşların “katılım payları”nı ödeyememeleri, hizmet almaktan kaçınmalarına veya gecikerek hizmet talep etmelerine yol açacaktır. Gerekli “hizmeti talep etmeme” tutumu sağlığı koruyucu ve önleyici hizmetlerin talebini de ortadan kaldıracaktır. Her ne kadar yasada “katkı payı ödenmeyecek durumlar” arasında “Aile hekimi muayeneleri ve kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri”ni saymışsa da bunun kapsamı ve içeriği net ve somut değildir
GSS’nin vereceği sağlık hizmetini “sahip olduğu kaynaklar” yani “kasasındaki para, toplayabildiği prim ve katkı payları” belirleyecektir. Bu nedenle GSS’nin ilgili kurulları aracılığıyla “kapsam içi-kapsam dışı hizmet ve ürünleri” belirleme durumunda kalacaktır. Bu giderek gereksinilen sağlık hizmetinin, bedeli GSS tarafından ödenen bölümünün giderek daralması sonucunu doğuracaktır.
Sağlık harcamalarını karşılamaya yönelik olarak ücretler veya kazançlardan kesilen primler ancak ücret ve kazancın kayıtlı olduğu ve tutarının bilindiği durumlarda doğru bir şekilde toplanabilir. Türkiye'de olduğu gibi, işgücünün sadece küçük bir kısmının kayıtlı olarak çalıştığı, birçoğunun aldığı ücret veya maaşın doğru olarak beyan edilmediği bir durumda kesinti olarak prim almanın ne kadar zor olacağı açık. Böyle bir durumda, kayıt dışı ekonominin içinde olan kişilerin kendi istekleriyle, gönüllü olarak, prim katkısında bulunmaları bekleniyor. Prim katkısında bulunmayanların sağlık sigortası kapsamının dışında bırakılacağı durumda bu sigorta "genel" olmaktan çıkacaktır.
Türkiye'de en az 10 milyon kişinin hiçbir sağlık güvencesi bulunmuyor. Yani, Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur veya Yeşil Kart sistemlerinden hiçbirine dahil değiller. Bu açıdan Türkiye'de prime dayalı şekilde oluşturulacak bir sağlık sisteminin ne mevcut finansman sorununu çözmek ne de arzu edilen düzeyde kapsayıcılık sağlamak açısından yeterli olamayacağı açıktır. Tam tersine, böyle bir sistem hem gerekli fonları toplayamayacak hem de sağlık hizmetlerinin kapsayıcılığı açısından sağlık sigortasının "genellik" niteliğini ortadan kaldıracaktır.
GSS'ye ödenen prim ile, GSS'den yararlanan nüfus arasında makul bir dengenin olması gerekir ki bunun sağlanması “tam kayıt altında ekonomi ve tam kayıt altında istihdam yanında tam kayıt altında bir gelir izlemesi”yle mümkündür.
GSS, Sağlığın özelleşmesini hızlandıracaktır. GSS’nin finansman sağlayacağı sağlık kuruluşları, mevcut hükümetlerin GSS ile birlikte gündeme getirdikleri “kamu sağlık kurumlarının özelleştirilmesi” uygulaması da gerçekleştiğinde artık “tümüyle özel kuruluşlar” olacaktır.
Karşılığını GSS’nin ödediği bir sağlık hizmeti sunan bu sağlık kuruluşlarının bu alana “ticari kaygıları” için girmiş olmaları doğaldır. Bu ise “hizmetin pahalılaşmasına” yol açacaktır. Çünkü “ticari kaygı” demek “daha çok kâr elde etmeye çalışmak” demektir. Mevcut kaynağın gider kalemleri arasına bir de “kâr”ın eklenmesi ya daha az hizmet, ya da daha pahalı hizmet anlamına gelecektir. Dolayısıyla ticarileşmiş sağlık hizmeti “bedel karşılığı verilen ve 'kâr etme mantığı' üzerinden kurgulanan bir sağlık hizmeti giderek pahalanacaktır.
Yeni düzenleme ile özel hastanelerin hastalardan devletin açıkladığı fiyat listesinin üç katı kadar fark almasına olanak tanınıyor.
Bu pahalılık giderek hizmet bedelinin GSS kasasından sağlanamaması bir anlamda GSS'nin batması anlamına geleceğidir. Bu da yine sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkının ihlâlidir.

Tuyam olarak ülkemiz çalışanlarını hiçe sayan bu yasa tasarısını reddediyor;Hükümetin bu anlayışını kınıyoruz.Tuyam’ın toplumsal hak arama mücadelesinde ki yerini yargıda olduğu gibi en ön saflarda alacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Saygılarımızla.

Tüm Yargı Mensupları Derneği

Merkez Yönetim Kurulu






















KAMUOYUNA DUYURULUR
Yazar TUYAM Webmaster   
TÜRKİYE RADYO ve TELEVİZYON ÜST KURUMU BAŞKANLIĞI’NA

ANKARA

ATV isimli televizyon kanalında, 13.12.2007 tarihinde “PARMAKLIKLAR ARDINDA” isimli bir yerli televizyon dizisi yayımlanmaya başlamıştır. Kurgu gereği, genel olarak kadın koğuşunda geçen dizide ceza infaz memurları aleyhinde son derece acımasız bir “GENELLEME” yapılarak, ceza infaz memurları ;
Mahkumların acı çekmesinden zevk duyan sadist ruh haline sahip,
Son derece seviyesiz ve çıkarcı ,
Basit kişilikli, insanlar olarak kamuoyuna sunulmaktadır. Söz konusu dizinin internet sitesinde yer alan tanıtım ifadelerinden, diziye gerçeklerle ilgisi olmayan bu mesajın hakim olacağı açıkça anlaşılmaktadır :

“………….B2 koğuşundaki kadınlar, en ağır suçlardan hüküm giymiş mahkûmladır. Kimileri talihsiz, mağdur kadınlar, kimileriyse iflah olmaz suçlulardır. Fakat onlar aynı zamanda, birer eş, birer anne, birer evlattır. Belki de hepsinden önemlisi; Onlar birer kadındır… İçinde bulundukları ortamda, çoğu zaman güçlü mahkûmların kendi koydukları kurallar, hapishane kurallarının önüne geçer. İçerde geçerli olan tek kural vardır : “Güçlü olan ayakta kalır” ! SADİST GARDİYANLARIN, KİN VE GÜÇ SAVAŞLARININ EGEMEN OLDUĞU, en içgüdüsel duygularla hareket edilen, korkutucu ve huzursuz bir dünyadır onlarınki… Tüm bu şiddet ve yoksunluk içinde, yine de sımsıcak dostlukların, kadın duygularının hakim olduğu bir “iç dünya” yaratmayı başarabilen, isimsiz kahramanlardır onlar…”

Üzülerek ifade etmek gerekir ki, dizi bu haliyle, ülkemizin ve toplumumuzun uluslar arası imajını lekelemek amacıyla siyasi kaygılarla yapılan “GECE YARISI EKSPRESİ” isimli sinema filmiyle paralellik ortaya koymaktadır. Bilindiği üzere, sözde cezaevinde yaşanan gerçeklerden hareketle yapılan yabancı yapımı sinema filmi ile, Türk toplumu yabancı izleyicilerin bilinçaltına sadist ruhlu, insani değerlerden uzak, seviyesiz, acımasız bir toplum olarak sunulmuştur. Topyekün karalama o kadar etkili olmuştur ki, bu haksız imajın düzeltilmesi için yıllardır önemli bütçelerle büyük çabalar gösterilmesine rağmen, yaratılan olumsuz imaj bugün itibariyle dahi etkisiz hale getirilememiştir. “Parmaklıklar Ardında” isimli dizi senaryosu gerçeklerle uyumlu hale getirilmezse, kanımızca “Gece Yarısı Ekspresi” filmini yapanları suçlama olanağı da kalmayacaktır.

Belirmek gerekir ki, ülkemizde, dizide anlatılan haliyle bir cezaevi düzeni yoktur. Gerçeklerle son derece uyumsuz olan ve salt ticari kaygılarla hazırlanan dizi senaryosu ile otuzbin ceza infaz memuru izleyiciye, insani değerlerden uzak, birer sadist olarak sunulmaktadır. Bugüne değin, polis, asker, doktor, yargıç-savcı, öğretmen vs gibi, hemen hiçbir etkili meslek grubu aleyhinde bu ölçüde acımasız bir genelleme yapıldığına rastlanmamıştır. Olması gerektiği gibi, hemen tüm yapımlarda hayatın olağan akışına uygun olarak olumsuzun yanında olumlu da işlenmektedir. Hatta, toplumsal yaşamı ve cezaevlerini yaşanılmaz hale getiren, gözlerini kırpmadan can alan suç örgütleri mensupları son dönemlerde hayran olunması gereken(!) kahramanlar olarak sunulmaktadırlar. İnfaz sürecinin, doğası gereği “kapalı kapılar ardında” gerçeklemesinden yararlanılarak, ıslah amacıyla toplumsal yaşamdan izole edilen insanlarımızın emanet edildiği ceza infaz koruma memurlarının savunmasızlıklarını kullanarak, “salt ticari amaçlarla” toplumun kin ve nefretine maruz bırakılmaları kabul edilemez.

Cezaevlerinin en savunmasız aktörleri, adalet örgütünün üvey evladı muamelesine tabi tutulan ceza infaz memurlarıdır. Yargısal sürecin en zor süreci olan infaz aşamasında yaşanan ve tamamen sistemden kaynaklı olumsuzlukların sorumluluğunda en az pay sahibi olan, en masum meslek grubu ceza infaz memurluğu meslek grubudur. Bu meslek grubu mensupları hakkında birazcık araştırma yapıldığında, yaşam koşullarının ve sosyal güvencelerinin son derece dramatik bir konumda olduğu ve dizi ile yapılan haksızlığın boyutları görülecektir.

Bugün halkımız nezdinde cezaevlerine ilişkin olarak oluşmuş önyargılar genel olarak, yolsuzluk ekonomisinin ve faşizmin sisteme egemen olmaya çalıştığı yer ve zaman dilimlerinde yaşatılan acılardan kaynaklanmaktadır. Bu kokuşmuş, köhneliğe ceza infaz memurlarının ortaklığı –her meslek grubunda görülen- istisnai haller dışında yoktur.

Yaşamlarının büyük bölümünü mahkumlarla bir arada geçiren ceza infaz koruma memurlarının büyük bölümü, dizide gösterildiğinin aksine çoğu zaman mahkumların yoldaşı, sırdaşı, yardımcısı, dert ortakları olup, bu sunumu hak etmemektedirler.

Dolayısıyla, “PARMAKLIKLAR ARDINDA” isimli dizinin senaryosunda ceza infaz koruma memurları aleyhine yapılan olumsuz genellemelerin, 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun; Yayın İlkeleri başlıklı 4. Maddesinin ;

“ Toplumu şiddete, teröre, etnik ayrımcılığa sevk eden veya halkı sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden veya toplumda nefret duyguları oluşturan yayınlara imkan verilmemesi”

hükmünü içeren b bendine ,

“İnsanların dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle hiçbir şekilde kınanmaması ve aşağılanmaması.”

hükmünü içeren d bendine ,

“Kişilerin manevi şahsiyetlerine eleştiri sınırları ötesinde saldırıda bulunulmaması,…..”

hükmünü içeren ı bendine aykırılık oluşturduğu tartışmasızdır. Konuyla ilgili olarak gerekli önlemlerin alınmasını teminen yasal girişimlerin yapılmasını ve sonucun tarafıma bildirilmesi hususunu bilgilerinize sunarım. Saygılarımla.

17.12.2007

TÜM YARGI MENSUPLARI DERNEĞİ

Adına

Av. Tansu BATUR

Yazışma Adresi : Meşrutiyet Cad. 3/14-16 Kızılay - ANKARA
BASIN AÇIKLAMASI
Yazar TUYAM Webmaster   
ImageBASINA ve KAMUOYUNA

İnfaz, yargının son safhasıdır.Verilen cezanın infazı, adaletin tecellisi açısından son derece önemlidir. Evrensel adalet kurallarının olmazsa olmazı, cezanın infazı noktasında görev alan infaz koruma memurlarımız, yıllardan beridir kendilerine üvey evlat muamelesi yapılmasının yanında, artık aileleri ile birlikte televizyon izlemekten de mahrum bırakılmışlardır.

13.12.2007 tarihinde ATV’de yayına başlayan ‘Parmaklıkların Arkasında’ adlı dizi ile infaz koruma memurları ve cezaevinde görev yapan diğer kamu görevlileri hakkında karalama kampanyası başlatılmıştır. Bu durum ise zaten can güvenliğinden yoksunluk dahil çok zor şartlarda çalışan İnfaz Koruma Memurlarını ve cezaevinde görev yapan diğer kamu görevlilerini rencide etmekte, aşağılamakta ve onurlarına dokunmaktadır. Bununla birlikte, başlatılan bu karalama kampanyası, toplum nezdinde Ceza İnfaz Kurumları Personeli aleyhine bir önyargının oluşmasına sebebiyet vermektedir.

Adeta müebbet hapse mahkum edilmiş bir kimse gibi, ömrünün en güzel yıllarını cezaevlerinde, olağan üstü zor koşullarda görev yaparak geçiren İnfaz Koruma Memurları, toplumun görülmek istenmeyen yanları ile hep iç içedir. Tek destekleri olan aileleri ve yakın çevrelerinden bile; “annen/baban dizideki gibi mi yapıyor?” şeklindeki sorular ile derinden yaralanmaktadırlar.

Mesleki sorunlarını anlatmakla bitiremeyeceğimiz, Ceza İnfaz Kurumları Personelinin, onuru ile oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Bu açıdan yapımcı firmayı buradan uyarıyoruz. Eleştirilere her zaman açık olmakla birlikte, Ceza İnfaz Kurumları Personelinin, bu derece onursuz gösterilmesi ve küçük çıkarlar peşinde olduğu izlenimi verilmesi karşısında durmak zorunda olduğumuzu ifade etmek isteriz.

Yapımcı firma ve ilgili televizyon aleyhine konu ile ilgili olarak gerek RTÜK ve gerekse yargısal merciilere gerekli başvurular yapılmak üzere, hukukçularımız tarafından çalışmalara başlanmıştır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Salim ÇORUK
Tüm Yargı Mensupları Derneği
Genel Başkanı


Basın Açıklaması
Yazar TUYAM Webmaster   

Cumhuriyetimizin 1923 ‘den beri süregelen çağdaşlaşma, demokratikleşme ve muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma yolunda ki rotasını değiştirme girişimleri,yasama ve yürütmeden sonra en somut adımını yargı konusunda attı. Tesadüf olduğunu düşünmenin mümkün görünmediği bir planın parça parça uygulamaya konulduğu çok açıktır.

Buradan defalarca bağımsız Türk Yargısı adına uyarılarda bulunduğumuz iktidar 12 Eylül zihniyetinin adeta devamı niteliğinde bir uygulamaya; yasa zoruyla Tüm Yargı Mensupları Derneğini ,Yargıçlar ve Savcılar Birliğini kapatarak imza atıyor.Buradan soruyoruz Avrupa Birliği yolunda yaptıklarıyla övünenler,Türk Yargısının susturulamayan iki ayrı güzide kurumunu kapattırabilmek için hangi demokrasi kaygısıyla hareket etmektedirler.Çoğunluğunu bu ülkenin başta yargı olmak üzere anayasal kurum ve kuruluşlarına,dayatanlar yasalarla oynayarak planını peyderpey uygulamaktadır.Türkiye’nin hassas dengeler üzerine kurulu yapısını bozma konusunda hayli mesafeler kat etmiş olanlar,bu gün Türk Yargısını siyasallaştırmanın çabasındadırlar. Demokrasiyi kullanıp  “amaç değil bizim için sadece nihai hedefe varmak için araçtır” diyenler demokratik yollardan geldikleri iktidarda sayısal üstünlüklerini kullanarak Hakimler ve Savcılar Kanununda yaptıkları değişikliklerle yargıyı devşirmenin ,siyasi kadrolar yaratmanın peşindedir.

Cumhuriyet ve kazanımlarının yılmaz savunucuları olan bizlerin bu yolda ki kararlılığından hiç kimsenin şüphesi olmasın.Türk Yargısı olarak saldırılara karşı tam teyakkuzda görevimizin başındayız. 

Salim ÇORUK

Tüm Yargı Mensupları Derneği

Genel Başkanı 

TUYAM Olağan Genel Kurul Sonuçları
Yazar TUYAM Webmaster   
ImageTüm Yargı Mensupları Derneği'nin 02/10/2007 tarihinde 2. Olağan Genel Kurulu seçimi sonucu oluşan Yeni Yönetim-Denetim Kurulları Asil ve Yedek Üyelerinin listesini görmek için lütfen Devamı linkine tıklayınız






Devamı...
Kamuoyuna Duyurulur
Yazar TUYAM Webmaster   
CEZA İNFAZ VE KORUMA MEMURLARINA UYGULANAN ÇİFTE STANDARDI YARGIYA GÖTÜRDÜK
 
Image Bakanlar Kurulu'nun 23.6.2007 tarih ve 26561 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren "Adalet Bakanlığı Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar"ı ile bu karar uyarınca  Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından çıkarılan 27.07.2007 tarih ve 139 sayılı Genelge'nin ceza ve infaz memurlarına çifte standart uygulayan hükümlerinin iptali  ve yürütmesinin durdurulması için Danıştay'a dava açtık.
Tüm Yargı Mensupları Derneği olarak, adalet örgütünün üvey evladı muamelesi gören yargı çalışanlarının hak ve menfaatlerinin hukuki ve siyasi anlamda mücadelesini vermeye kararlılıkla devam edeceğiz.
Dava dilekçesini indirmek için lütfen tıklayınız
Basın Açıklaması (06.09.2007)
Yazar TUYAM Webmaster   

Image

TÜM YARGI MENSUPLARI DERNEĞİ
ADLİ YIL AÇILIŞI BASIN AÇIKLAMASI


Yeni adli yılın tüm yargı mensupları için başarılı,Türk halkı için adaletli,huzurlu,güvenli geçmesini dileriz.

Bu gün ülkemizde gerçek anlamda özlemi çekilen “hukuk“ ve “adalet” kavramlarıdır.
Toplumun her kesiminde hiçbir dönemde olmadığı kadar “hukuk” ve “adalet” kavramlarının yaşama geçirilme isteği ve iradesini görmekteyiz.

Tüm siyasal iktidarlar, geçmişten günümüze, “hukuk” ve “adalet” kavramlarına işlerlik kazandıracak, yargı erkini önemine uygun bir konuma getirecek reformlardan kaçınmışlardır. Yargının yapısal ve yaşamsal sorunlarına hep uzak durmuşlar,güçlü bir yargı erkinin oluşması için gerekli siyasi kararlılığı göstermemişlerdir.

Oysa son zamanlarda sivil demokratik anayasa söyleminde bulunanların,beraberinde
yargı reformundan da bahsetmeleri siyasi iktidarın hukuk dışı girişimlerine engel olarak
gördüğü Türk Yargısını by-pass etme girişimlerinin reform adı altında kamuoyuna
sunulmasıdır.Geçtigimiz beş yıllık iktidarları döneminde Kanuna,hukuka aykırı
uygulamaları defalarca Türk Yargısına takılan,hatta bu yüzdende eleştiri,nezaket
sınırlarının defalarca aşıldığı beyanlara maruz kalan yargımız reform adı altında henüz
yargı ve temsilcisi sivil toplum kuruluşları ile paylaşılmayan bu tür çalışmaları kaygı ve
dikkatle izlemektedir.

Her platformda ve her yerde güçlü bir biçimde seslendirdiğimiz “demokrasiye, laik
cumhuriyete,bağımsız yargıya ve hukuk devletine inanan yargı mensupları olarak,
eksiksiz demokrasi, gerçek hukuk devleti, bağımsız yargı hedefinde” eylem ve
söylemlerimizi azim ve kararlılıkla sürdüreceğiz.

Salim ÇORUK
Tüm Yargı Mensupları Derneği
Genel Başkanı


İzmir 1.Caddesi.No:7/12
Kızılay/ANKARA
Tel : 0 312 230 23 13
Fax : 0 312 230 23 13
Web:www.tuyam.org.tr






KAMUOYUNA DUYURULUR
Yazar TUYAM Webmaster   
Image Günlendir süregelen bir biçimde yazılı ve görsel basınımızda yeni Türk Ceza Kanunu sonrası oluşan karmaşanın sorumlusu Türk Yargısıymış gibi lanse edilmekte, yapılan haberlerde mağdurlar karşısında suçu ve suçluyu kayıran bir yargı görünümü topluma empoze edilmektedir. Üzülerek izlediğimiz bu endişe verici gelişmeler yakın tarihimizde de pek çok örneği olduğu gibi dolaylı da olsa Yargıyı hedef haline getirmektedir .

Gelinen noktada İstanbul 8.Asliye Ceza Hâkimi İnsaf GÜNDÜZ caddede, sokakta değil, Yargının en namahrem yeri olan adliyede saldırıya uğramıştır. Türk Milleti adına karar verenleri bu derece savunmasız bırakan ve hedef haline getiren anlayışı şiddetle kınıyoruz.

Unutulmamalı ki; yargı bir gün herkese lazım olur. Toplumun beklentilerini karşılamayan yasalar tamamen siyasilerin sorumluluğundadır. Basınımızdan beklenen bu gerçeği gözler önüne sermesidir.

Tüm Yargı Mensupları Derneği


Adres: Necatibey Cad. No:26/73
                           Kızılay-ANKARA

Tel:  (0 312) 230 23 13
Fax: (0 312) 230 23 13
Web:www.tuyam.org.tr

Duyuru
Yazar TUYAM Webmaster   
Image Ceza İnfaz Kurumu memurları yardımlaşma sandığı çok yakın zamanda hizmete girecektir. Üye olmak isteyen kişilerin tüzük kısmnda belirtilen kuruculara ulaşarak   irtibat kurabilirler. Ayrıca geniş bilgi için  sandık  yönetimimizden bilgi alınabilir. ( Yeni Telefon Numaraları 21.02.2007 itibariyle eklenmiştir. )




Mambo is Free Software released under the GNU/GPL License.